Çok Ağır Sözler

Mehmet

66

Yok

Çok Ağır Sözler

İnsan zihni, çeşitli dış etkenlere bağlı olarak anlık duygu değişimlerine girebilecek bir yapıya sahiptir. Bir zayıflık olarak kabul edilebilecek bu durum genellikle yüksek adrenaline neden olabilecek duygu değişimlerinde ortaya çıkmaktadır. Temel olarak öfkeye neden olan ani duygu değişimleri, zihnin temel kontrolünü yitirmesine ve kişinin ifade yeteneğini ilkel bir şekle sokmasına neden olur. Bu kontrol kaybı ani duygusal boşluklarda, yüksek tempolu tartışmalarda, aşk, ihanet ve adrenalin bağlantılı olaylarda kendisini gösterebilir. Bunun yanı sıra sivil hayatta gündelik bir nedene bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Temel olarak bir esasa dayanan ani duygu değişimleri, sinir sistemi ve zihin kontrolü gibi ana öğelere bağlı olarak farklılık göstererek çok ağır sözler şeklinde oluşabilir.

Bir olaya ya da yöneltilen bir ifadeye karşı verilen tepkiler, genelde öğrenilmiş, zihnin oto kontrol sisteminde yer alan bilinç dışı ve sabit tepkileridir. Yemeğe fazladan tuz istemek, kahvenin sade olmasını söylemek gibi basit ve zihin yormayan temel talepler, genellikle zihnin bilinçdışı merkezinde yer alır. Bu gibi “standart” işler, zihnimizi yormadığımız, dopamin ya da adrenalin gibi herhangi bir tepkimeye yol açmayacak basit ve gündelik taleplerdir.

Fakat duygusal tepkiler vermemize neden olabilecek olaylar, gelişmeler, genellikle zihnin kontrolünü yitirdiğimiz, sağlıklı düşünemediğimiz, belagat yeteneğimizi kaybettiğimiz anlardır. Bu gibi durumlarda kişilerin ağır sözler sarf etmesinin temelinde bazı ana faktörler yatar. İlki, zihnin kontrolünü kaybetmeye bağlı olarak ortaya çıkan sağlıksız düşünme biçimi, diğeri ise duyduğumuz öfkeye neden olan hikâyeye karşı beslediğimiz duygusal bağ. Bu iki etken, olaylara karşı verdiğimiz tepkilerin sınırını, şiddetini ve kabalığını belirleyen önemli değişkenlerdir. Temel prensip olarak verdiğimiz tepkiler, kime karşı öfke duyduğumuzla da alakalı olarak değişkenlik gösterebilen duygu biçimleridir. Yakın ilişki içerisinde olduğumuz aile bireyleri, arkadaş çevresinden bir yakınımız, eşimiz, sevgilimiz ya da samimi olduğumuz dostumuzla yaptığımız tartışmalar, kişinin zihnimizdeki duygusal kimliğine göre verdiğimiz tepkileri belirleyen kriterlerden biridir.

Çok Ağır Sözler

Bu öfke faktörünü belirleyen kıstas, kişilerin hayatımızda bulundukları ya da onları konumlandırdığımız yerle alakalıdır. Aileden sayabileceğimiz yakınlığa sahip kişileri kolayca incitebileceğimizi, onlara karşı hoyrat davranma lüksüne sahip olduğumuzu düşünürüz. Buna neden olan şey, zihnimizdeki duygusal kimliklerdir. Her ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın, hangi sözler sarf edilirse edilsin, kişilerin yakınlık durumları ve duygusal yoğunluğu nedeniyle bizi kolayca affedebileceklerini ve sarf edilen sözleri kolayca onarabileceğimizi düşünürüz. Bunun temelinde yine insani bir duygu yatar: Bencillik.

İşte tüm hikâye bu duyguyla alakalıdır. Zihnin temel oyunlarından biri olan bencillik, kişinin egosunu belirleyen, onun özel hissetmesine neden olan, duygusal anlamda geniş bir alana sahip olduğunu düşündüren ve bu alanlarda herkesten daha fazla özgürlüğe sahip olduğuna inanmasını sağlayan zehirli bir duygudur. Bu duygu nedeniyle sözlerimizin kaynağını, sesimizin tonunu ve rengini ayarlayamaz, karşımızdaki kişiyi hiç endişe etmeden bencilce kırabiliriz. Sarf edilen sözler, kişinin zihnimizdeki duygusal yansımasıyla bağlantılı olarak şiddetlenebilir. Bu durum her ne kadar mantıksız gelse de, zihnin odalarında birçok duyguyla bağlantısı vardır. Fakat bu durumu belirleyen esas duygu biçimi bencillik, yani egodur. Kişi, sinir anlarında duyduğu öfkeyi karşıya yansıtmak için çeşitli sözler sarf eder, fakat bu sözleri sarf etmeden evvel herhangi bir tartıdan geçirmez. Sözlerinin şiddetine bakmaksızın, karşısındakinin kırılıp kırılmayacağını düşünmeksizin hareket etmenin temelinde bencillik duygusu yatmaktadır. Fakat yazık ki, insanoğlu bu duygu ile hareket edebilen, zihnini yönetebilen bir yapıya sahiptir.